Just Do it!


Agrasif reklamlara imza atan Nike’ın “Just do it!” sloganını bilmeyen kişi sayısı azdır.

Yeni reklamlarında bu sloganı biraz daha anlaşılır hale getirdiler. “Bir şeye inan. Her şeyi feda etmek anlamına gelse bile.”

Marka daha önce de “Gümüş madalya kazanmazsın. Altın madalya kaybedersin.” gibi çok sert bir slogan ile sadece kazananların önemli olduğunu vurgulamıştı.

Peki disiplinli, çalışkan, her şeyini feda eden fakat hayal ettiği yerde olamayan sporcular da yok mu? Hiç mi yok?

Fifa’nın 2006 yılındaki yayımladığı rapora göre dünyada ilgili yıl içereisinde 665 milyon insan futbol oynadı.

https://www.fifa.com/mm/document/fifafacts/bcoffsurv/emaga_9384_10704.pdf

Bu futbolcuların 38 milyonu lisanslıydı.

https://www.fifa.com/mm/document/fifafacts/bcoffsurv/emaga_9384_10704.pdf

Peki bunların kaç tanesi katıldığı lig veya turnuvada kupa kazanabildi? Çok düşük bir kısmı olmalı. Geri kalan kısım ise Nike’a göre bir kaybedenler ordusunu oluşturuyor.

Diğer yandan rekabetin dünyanın gelişimine olan katkısı önemli fakat insanların üzerindeki negatif etkisi bir hayli büyük.

Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre rekabetin bir hayli yoğun olduğu bir ülke olan ABD antidepresan kullanımında birinci sırada.

https://unherd.com/the-feed-blog/global-stats-show-cultural-differences-anti-depressant-consumption

En çok estetik operasyon gerçekleştirilen ülkelerde de birinci sırada ABD var. Fakat nüfus oranına göre bakıldığında Güney Kore (51 Milyon ) ABD (321 Milyon)’den daha ileride.

https://www.worldatlas.com/articles/the-number-of-cosmetic-surgery-procedures-by-country.html

Yine en çok intihar eden insanların oranına bakıldığında Güney Kore öne çıkıyor.

http://worldpopulationreview.com/countries/suicide-rate-by-country

2018 Dünya Uyuşturucu Raporuna göre dünya üzerinde uyuşturucudan zarar gören ve tedavi ihtiyacı olan 31 milyon insan var. Aynı raporda 2016 yılın içerisinde 15-64 yaş aralığındaki 275 milyon insanın en az bir defa uyuşturucu kullandığı belirtiliyor. Tahminlere göre 15-16 yaş aralığındaki 13.8 milyon genç ise esrar  vb. olan hafif uyuşturuculardan kullandı.

Dünya ekonomisine stresin ve depresyonun sağladığı katkı çok büyük. Çünkü sorun yaşayan insanlar rahatlamak için antidepresan, alkol, sigara veya uyuşturucu kulllanırlar. Daha iyi hissetmek için ise estetik yaptırır, alışverişe çıkarlar. Ereksiyon sorununu gidermek için performans arttırıcı ilaçlar kullanırlar. Dökülen saçlarının yerine saç ektirilrer. Stres ve başa çıkma yollarını öğrenmek için kitap satın alırlar. Biraz daha ilerleyen durumlarda depresyon tedavisi,psikolojik yardım alırlar.

Mutsuz insanlar yaratırsanız, onlara mutluluk satarsınız.”

Ahmet Şerif İzgören

Stresin yol açtığı fizyolojik rahatsızlıklar da çok fazladır. Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, migren, ülser ve kanser en yaygın olanları. Bu hastalıkların bizim için anlamları ne kadar kötü olsada sağlık sektöründeki şirketler için daha fazla gelir anlamına geliyor. Yani insanları mutsuz eden şeylerin var olması birilerinin işine geliyor.

Kemal Sunal’ın Garip filmini bilenler vardır. Camcı kendine iş çıkarabilmek mahalledeki bir camı kırıyordu.

Bu tarz olaylar sadece filmlerde olmuyor.

Polisin araştırmasında, lastikleri “işleri kesat giden” lastikçinin tığ ile patlattığı ortaya çıktı.

http://arsiv.ntv.com.tr/news/146641.asp

Denizli’nin Sarayköy ilçesinde bir lastik tamircisi 300 dolayında aracın lastiğini patlattı.

https://www.yenisafak.com/gundem/lastikci-lastik-patlatirken-yakalandi-1092

Savunma sanayinde mermi üreten bir şirket ne kadar barış yanlısı olabilir. Lastik patlatan tamirci gibi ülkeleri birbirine düşürmek istemez mi? Tam da böyle yapıyorlar zaten. Tavaşana kaç tazıya tut diyorlar.

Sonuç olarak, tarihsel istatistikler açısından bakıldığında en barışçıl dönemlerde yaşıyor gibi görünsek de acımasız bir dünyada olduğumuz kesin. Savaşları veya ekonomik tetikçileri durdurmaya gücümüz yetmeyebilir fakat kendimizi anlamakla işe başlayabiliriz.

17 yaşında bir gencin modası geçecek bir telefon uğruna böbreğini satması, tüketim çılgınlığında geldiğimiz son nokta gibi gözüküyor.

Ne kadar manüpile edildiğimizi farkederek, basit oyunlara aldanmayarak dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline dönüştürmek elimizde.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *