İntihar etmemem için tek bir sebep söyler misiniz?


Bu sabah Twitter’da “İntihar etmemem için tek bir sebep söyler misiniz?” diye bir twit gördüm. Açıkçası ben de bu soruyu kendime birkaç kez sordum. Bence sağlıklı insanlar da bunu düşünebilir.

Yorum olarak birkaç şey yazmak istedim fakat yazdıkça anılarım canlandı ve çok uzadığı için de bir yazıya dönüştürmek istedim.

Konuya dönecek olursak, bazı arkadaşlar yorum olarak “sen kıymetlisin, biriciksin, eşsizsin” gibi olumlama yapmışlar. Bu durumda pek işe yaramadığını iyi biliyorum. Bu sözler, uyuşturucu veya alkol gibi anlık rahatlama sağlayabilirler fakat kalıcı bir çözüm olmaktan uzaklar.

Bundan iki sene kadar önce, ben de benzer bir ruh halindeydim. Cevabını duymak istemediğim bir çok soru vardı. Harekete geçmekte zorlanıyordum çünkü ne yapmak istediğimden tam olarak emin değildim.

Ölümü İnkar

Ernest Becker’in “Ölümü İnkar” kitabını okumuştum. Kitap “neden hayata sarılmam gerektiğini” değil, depresyondaki bir insanın nasıl düşündüğünü, yani o zamanki beni çok iyi anlatıyordu.

“Ne kadar az eylemde bulunursanız; bulunabilirseniz, o kadar çok çaresiz ve bağımlı hale gelirsiniz. Hayatın zorluklarından ve yeniliklerinden ne kadar ürkerseniz, doğal olarak kendinizi o kadar beceriksiz, değerinizi aşağı görmeye başlarsınız. Bu, kaçınılmazdır. Eğer insanın hayatı bir “sessiz geri çekilmeler” dizisi haline gelmişse, insan kesinlikle kendini köşeye sıkışmış bulur ve kaçacak hiçbir yeri yoktur. Bu durum depresyonun çıkmazıdır.”

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 285-286

“Bu cesaret yetersizliğinin sonucunda, insan bunun bedelini bir şekilde hayatıyla ödemek ve her gün ölmeye, kendini hayatın risklerinden ve tehlikelerinden uzak tutmaya razı olmak, kendinin yok olmasına ve tükenmesine izin vermek zorunda kalır. Ayrıca insan, hayat ve ölümden kaçmaya çalışırken ölü gibi olur.”   

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 286

“Yetişkin, üstesinden gelme yeteneğinden umudu kestiğinde ve kendinin kaçmaya veya savaşmaya muktedir olmadığını anladığında, bir depresyon durumuna sürüklenir.”                                                      

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 289

Kendime dışarıdan biriymiş gibi bakınca, silkelenmiştim açıkçası. Hala gücüm varken, sonuçlarını pek hesaplamadan harekete geçmiştim. Çevremi değiştirmekle işe başladım. Yeni bir semt, yeni arkadaşlıklar, yeni alışkanlıklar edindim.

“Hemen hemen herkes, zihnini hayatlarının küçük problemleriyle meşgul ederek, kendini bu tehlikelerden korur, toplumları, bu problemleri onlar için tasarlar.”

Ernest Becker – Ölümü İnkar s. 245-246

Ben bazı sorunları kendim üretmek zorunda kaldım. Kenarda birikmiş paramı aileme vererek, ayrı bir eve çıktım. Bu sayede paranın kıymetini daha iyi anladım mesela. Neden çalışmam gerektiğini de.

Düşünmek zorunda kalacağım yeni şeyler girmişti hayatıma: Kira, aidat, faturalar, yemek, bulaşık, temizlik, alışveriş vs. Hayatın sıradanlığına bırakmıştım kendimi.

Hayatımda bir dönüm noktası olan meditasyon ile de o sırada tanıştım.

Meditasyon’un Etkileri

Meditasyon, imkansızı kabullenmemi sağlamadı, olumsuz düşüncelerimin nasıl oluştuğunu izlememe yardım etti. Kendime dışarıdan biri gibi baktığımda, zihnimden geçen düşünceleri daha az ciddiye alır oldum.

“Normalliğin özünün, gerçekliği inkar etme olduğunu söyleyebiliriz. Nevroz dediğimiz şey, bu noktada devreye girer: Bazı insanların, yalanlarıyla ilgili diğer insanlardan daha fazla sorunu vardır. Hayat onlara çok fazla gelir ve hayatı uzak tutmak ve önemsizmiş gibi göstermek için teknikler, nihayet kişinin kendisini boğmaya başlar. Bu, kısaca nevrozdur. Gerçeklik hakkındaki yalanları harekete geçirememe yeteneksizliği.

Ernest Becker – Ölümü İnkar s. 246

Meditasyon ile birlikte içimdeki eleştirel, aşırı gerçekçi nevrotik düşüncelerin oluşumlarını ve yok oluşlarını sadece gözlemledim. Hani biri sizinle dalga geçer ve kızdığınızı gördükçe daha çok üstünüze gelir fakat önemsemediğinizi gördüğünde susar ya, onun gibiydiler. Zamanla beni rahat bıraktılar.

Yaşamak İçin Sebepler

Gelelim yaşamak için sevgilim, ailem veya arkadaşlarımın haricindeki sebeplere. Okumadığım kitaplar, izlemediğim filmler ve diziler, dünyanın görmediğim yerleri, henüz tadını bile bilmediğim yemekler gibi binlerce şey var.

Henüz tüplü dalış ve skydiving yapmadım mesela. 100 metreden bungee jumping de yapmadım. Kısa film çekmedim. Yazdığım senaryoların sonunu getirmedim. Tam anlamıyla beni mutlu eden bir işte çalışmadım. Bir gemiyle okyanusu geçmedim.

100 yaşına kadar yaşasam dahi bunların büyük bir kısmını gerçekleştiremeyeceğimi biliyorum fakat hepsine ulaşmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Onların henüz ulaşılamamış olması bile benim için dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeye yetiyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *