Hangisi Ben?


Bu soruyu kendime ilk sorduğumda kafamda bir düşünce fırtınası ile meditasyon yapıyordum veya yapmaya çalışıyordum.

Daha iyi anlaşılabilmem için biraz daha öncesine gitmeme müsaade edin lütfen.

Hayatın anlamını yoğun olarak sorguladığım dönemlerden biriydi. Yolunda gitmeyen çok fazla şey vardı. Buna ek olarak, bol miktarda alkol tüketiyordum, dolayısıyla uykusuz geceler, yorgun sabahlar ve en nihayetinde baş ağrısıyla geçen çalışma saatleri baş göstermişti.

Daha önce de benzer dönemlerden geçmiştim. Döngüye girdiğimi ve çıkabilmek için radikal değişiklikler yapmam gerektiğini hissediyordum. İlk adım olarak alkolü bıraktım. Sonrasında da ailemle yaşadığım evden ayrılarak yeni bir semte taşınma kararı aldım. Yeni bir başlangıç yapacaktım.

Bütçeme göre, hangi semt en yaşanılabilirdi? Ev, eşyalı mı eşyasız mı olmalıydı? Çalıştığım şirketten plansız bir şekilde ayrılırsam masraflarımı ne kadar süreyle karşılayabilirdim? Askerlik tecilim bitmek üzereydi. Öncesinde askere mi gitseydim? Bu sefer de taşındıktan belli bir süre sonra askere gidersem çok gereksiz enerji ve para harcayacaktım. Biraz daha para biriktirip çalışmak için yurtdışına mı gitmeliydim? Yoksa kenardaki birikimimi kullanarak 3-5 ay yurtdışında gezip döndüğümde mi askere gitmeliydim? Peki ya çalışmaya o kadar ara verdikten sonra tekrar iş hayatına adapte olmak, beni sıkıntıya uğratır mıydı?

Bunlar gibi cevabını duymak istemediğim bir çok soru vardı. Harekete geçmekte zorlanıyordum çünkü ne yapmak istediğimden tam olarak emin değildim, ta ki Ölümü İnkar kitabındaki aşağıdaki satırlarla karşılaşana dek…

Adler, depresyon ya da melankolinin bir cesaret problemi olduğunu, hayattan korkan, bağımsız gelişmeden vazgeçen ve tümüyle başkalarının eylem ve desteğine bağımlı insanlarda ortaya çıktığını mükemmel bir şekilde göstermişti. Bu insanlar, “sistematik kendini sınırlayan” hayatlar yaşarlar ve sonuç şudur: Ne kadar az eylemde bulunursanız, bulunabilirseniz, o kadar çok çaresiz ve bağımlı hale gelirsiniz. Hayatın zorluklarından ve yeniliklerinden ne kadar ürkerseniz, doğal olarak kendinizi o kadar beceriksiz, değerinizi aşağı görmeye başlarsınız. Bu, kaçınılmazdır. Eğer insanın hayatı bir “sessiz geri çekilmeler” dizisi haline gelmişse, insan kesinlikle kendini köşeye sıkışmış bulur ve kaçacak hiçbir yeri yoktur. Bu durum depresyonun çıkmazıdır.

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 285-286


Bu cesaret yetersizliğinin sonucunda, insan bunun bedelini bir şekilde hayatıyla ödemek ve hergün ölmeye, kendini hayatın risklerinden ve tehlikelerinden uzak tutmaya razı olmak, kendinin yok olmasına ve tükenmesine izin vermek zorunda kalır. Ayrıca insan hayat ve ölümden kaçmaya çalışırken ölü gibi olur.

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 286


Bağımlılık, insan organizmasının temel hayatta kalma  mekanizmasıdır… Yetişkin, üstesinden gelme yeteneğinden umudu kestiğinde ve kendinin kaçmaya veya savaşmaya muktedir olmadığını anladığında, bir depresyon durumuna “sürüklenir”.

Bebekliğin çaresizliğiyle paralel olan bu sürüklenme hayatta kalma probleminin bağımlılık yoluyla çözümünün bir mazareti haline gelir.      

Ernest Becker Ölümü İnkar s. 289


Bu satırlar o an içinde bulunduğum durumu anlatıyordu, depresyondaki bir insanın harekete geçmekteki zorlanışını. Kendimi gördüm, tehlikeyi hissettim.

Olağan üstü hal ilan etme yetkimi kullandım. Kısa süre içerisinde bazı riskleri göz ardı ederek yeni evime taşındım. Daha düzenli ve sağlıklı beslenmeye başladım. Hız kesmeden spora ve kitap okumaya geri döndüm. Hatta çıtayı biraz daha yükselterek meditasyon’a başladım.

Meditasyonun ikinci haftasında düşüncelerimi izlerken yaşadığım deneyimi aşağıdaki gibi defterime not almıştım.

Hangisi ben?

Meditasyon yaparken zihnimden o kadar düşünce geçti ki, şaşırdım. Bir an için, içimde iki farklı kişinin olduğunu hissettim. Tek bir işlemciyi kullanan iki program gibi.

Bir tanesi yere uzanmış meditasyon yapmak isterken, diğeri yaramaz bir çocuk gibi ilgi çekmeye, gereksiz düşüncelerle zihnimi manipüle etmeye çalışıyordu. Yüksek sesle konuşan bir pazarlamacı gibiydi, %80 oranında baskındı.
 
Sürekli yeni fikir sunarak, kendini kanıtlamak isteyen bir çocuğu andırıyordu. Dikkatle üzerinde durduğumda bir rüyaya benzediğini farkettim. Rüzgarda uçuşan yapraklar gibiydi düşüncelerim, konular hızlı bir şekilde yön değiştiriyordu.

İki kişi gibiydik zihnimde.

2.Hafta Meditasyon Notlarım

O gün zihnimin örtülü yanını hissetmiştim. Aslında hakkında kitaplar okuduğum, farkında olduğumu sandığım şeyin varlığına şahit olmuştum.

En çok aklıma takılan ise bu düşüncelerin hangilerinden sorumlu olduğumdu.